Share

KILIÇ ALİ PAŞA CAMİİ’NDE DONKİŞOT’UN YAZARI CERVANTES’İN NE İŞİ VARDI?

Derleyen: Dr. Cemil DEMİR
12.10.2018
İSTANBUL
Kılıçali paşa Camisi ile Cervantes’in ilişkisini öğrendikten sonra kısa bir araştırma yaptım. Caminin bulunduğu semt Tophane olduğu için önce Tophane semti, Kılıç Ali Paşa ve Camisi hakkında kısa bilgiler verdikten sonra Cervantes’le ilişkisi üzerinde duralım.
Tophane Nerede?


Tophane İstanbul’un Beyoğlu İlçesi’nin Kılıçali Paşa Mahallesi sınırları içinde kalan Boğaz’a kıyısı olan bir semtidir. Tophane Semti, Osmanlı döneminde İstanbul’un en eski sanayi bölgesi idi. İstanbul’un Türkler tarafından fethinden önce Tophane Semti’nin Galata’nın Ceneviz surlarının hemen dışındaki bir yer olarak, oturulmayan kırlık ve bahçelik bir bölge olduğu bazı kaynaklarda ifade edilirken kimi yazarlara göre de burası bir ormanlıktı. Osmanlı döneminde savaş toplarının döküldüğü yer olan tophane binalarından ismini almıştır semt (1).
Kılıç ali Paşa Kimdir?

1519’da, Güney İtalya’daki Calabria bölgesinde yer alan Le Castella köyünde Giovanni Dionigi Galeni adıyla dünyaya gelen Kılıç Ali Paşa, Papaz olmak için Napoli’ye giderken Osmanlı korsanlarına esir düştü ve bir süre kadırgalarda kürek mahkûmluğu yaptı. Müslümanlığı kabul etmesinin ardından Uluç Ali adını aldı ve 1551’de gemi kaptanı olarak Osmanlı Donanması’na katıldı.
Osmanlı denizcilik tarihinin en ağır yenilgilerinden olan İnebahtı Savaşı’nda (1571), donanmanın sol kanadını komuta eden Kılıç Ali Paşa savaşın kaybedilmesine rağmen parlak manevralarla kendi gemilerini kurtarmayı başardı. İstanbul’a döndükten sonra Sultan II. Selim kendisine “Kılıç” unvanını verdi ve Kılıç Ali Paşa’yı Osmanlı donanmasının en yüksek rütbesi olan kaptan-ı Deryalıkla ödüllendirdi (2).


Şüphesiz, Türk denizciliğinin en parlak şahsiyetlerinden biridir Kılıç Ali Paşa. Sadece bizde değil, dünya denizcilerinin de en büyüklerinden sayılır. Anne ve babası Aydın sahilinde yaşayan Türkmenlerden olduğunu söyleyen kaynaklar olduğu gibi İtalyan kökenli bir devşirme olduğunu bildiren kaynaklar da vardır. Rivayete göre Saint Jean Şövalyelerince kaçırılıp İtalya’ya götürülmüştü. Ali, Calabria’nın Licastelli kasabasında bir İtalyan asilzâdesinin hizmetçisi olarak büyüdü. Kendisine Lucio veya Culyo Galeni adı verildi. 11 yaşında papaz mektebinde okumak üzere Napoli’ye gönderildi. Yolda Cezayirli Müslüman korsanların eline esir düştü. Bu vurgunun kumandanı Ali Ahmed Reis çocuğun vaziyetini öğrenince, yanına aldı. Artık İtalyanca isminden bozma Uluç Ali diye anılır oldu. Bir rivayette Uluç, Arap asıllı olmayan korsanlara verilen isimdi. Bazıları Türk değil de, İtalyan asıllı olduğunu söyler. Irkı ne olursa olsun Uluç Ali Osmanlı cemiyetinde Türk-İslâm terbiyesiyle büyüdü. Dünyaca meşhur denizcilerden birisi oldu. Avrupa tarihçileri kendisini Occhiali diye andılar (2).
Namağlup Kumandan
Barbaros Hayreddin Paşa’nın himayesinde yetişti. Denizcilik alanında kendisini geliştirdi. Ömrünü vatan hizmetine adadı. Zaferden zafere koşarak adını tarihe altın harflerle yazdırdı. Hayatında mağlubiyeti hiç tatmadı. Tunus gibi koskoca bir ülkeyi İspanyollardan alması, en meşhur başarısıdır. Kaptan-ı Derya Müezzinzade Ali Paşa komutasındaki Osmanlı donanması 1571 senesinde inebahtı’da Papalık, Malta, Venedik ve İspanya müttefik donanmalarına karşı ilk defa bozgun acısını tattı. 152 parça gemi kaybedildi. Binlerce şehit ve yaralı vardı. Kaptan-ı derya bile şehit düşmüştü. Kılıç Ali Paşa, bu deniz muharebesinde kendisinin kumanda ettiği gemilerini hemen hemen zayiatsız kurtarmaya muvaffak oldu. Üstelik düşmanın sol kanadını teşkil eden Malta donanmasını da yok etti. Bozgun haberini Edirne’de bulunan Sultan II. Selim’e bildirdi. Padişah bozguna rağmen bu başarısından dolayı şehit olan Müezzinzade Ali Paşa’nın yerine Kılıçali Paşa’yı kaptan-ı deryalığa getirdi. On altı sene bu makamda kaldı. Bu başarısı üzerine Uluç lakabı Kılıç’a çevrildi. Uluç Ali Reis, artık Kılıç Ali Paşa idi.


İnebahtı’da imha edilen Türk donanmasını kısa bir müddet zarfında yeniden kurmaya muvaffak oldu. Büyük harp gemileri inşa ettirdi. Osmanlı donanması vefatından sonra yüz seneden fazla dünyanın en güçlü donanması vasfını taşımaya devam etti. Kılıç Ali Paşa; sadece tarihteki başarılarıyla değil, yaptığı hayır hasenat ile de tanındı. İstanbul’da kendi adını taşıyan o zarif ve muhteşem külliye, hâlen ayaktadır. Türk denizcilerinin vaktiyle sularında sıkça dolaştığı İtalya’daki La Castella kasabası en büyük meydanına Kılıç Ali Paşa’nın heykeltıraş di Dinami tarafından yapılmış bir heykelini dikerek büyük denizciyle övünmektedir (2).
Kılıçali Paşa 1548 yılında Turgut Reis ile birlikte Osmanlı’ya doğrudan hizmet etmeye başlar. II. Selim tarafından Cezayir Beylerbeyi olarak atanır. İnebahtı Savaşı’nda gösterdiği başarı sonrasında ise Kaptan-ı Derya olarak atanır. Uluç Ali, aynı savaşta İspanyol donanmasının bir neferi olarak Marquesa adlı kadırgada bulunan iki kez göğsünden yaralanan, bir top güllesiyle sol elini kaybeden, daha sonra Osmanlılar tarafından tutsak edilen ve 1575-1580 yılları arasında Cezayir’de esir olarak yaşayan Cervantes’in ünlü eseri Don Quijote’de Uchalí adlı karakter olarak yer alır. (3,4,5,6,7,8,9,10).
Kılıç Ali Paşa (Reis) Camisi
Salıpazarı’ndan Perşembe Pazarı’na doğru giderken Tophane iskelesinde güzel ve ihtişamlı bir câmi boy gösterir. Çoğumuz önünden gelip geçeriz ama belki de ismini bilmeyiz. Bu câmi Kılıç Ali Paşa Câmiidir. Bu câmi, mimarî güzelliği kadar, efsaneleriyle de kültür tarihimize mal olmuş bir eserdir. Mimar Sinan, üç kaptan-ı deryaya aynı sahil boyunca üç güzel câmi yapmıştı. Diğerleri Kasımpaşa’da Piyâle Paşa ve Beşiktaş’ta Sinan Paşa câmileridir.
Tophane kıyısında yükselen Kılıç Ali Paşa Camii, Sinan’ın eserleri arasında özel bir yere sahip olup, planı ve yapı özellikleri itibariyle Ayasofya’yı örnek alan cami hem inşası sırasında hem de tamamlandıktan sonra sayısız rivayete de konu olmuştur.




Latife Gerçek Oldu
Büyük Türk denizcisi Kılıç Ali Paşa’nın yaşı oldukça ilerlemişti, 75-80 yaşlarında iken, namını sürdürecek bir eser bırakmak istiyordu. Bu da yanında hamamı, sebilhanesi, medresesiyle birlikte bir câmi olacaktı. Kendisi devletin en güçlü mevkilerinden biri olan kaptan-ı deryalık makamındaydı, ama yine de zamanın diğer devlet adamları gibi o da padişaha sormadan hiçbir iş yapmamayı âdet edinmişti. Bu maksatla Sultan III. Murad’ın huzuruna çıkıp arzusunu bildirdi. Padişahın tasvibini aldıktan sonra bu eserin nereye yapılmasının münasip olacağını sordu. Padişah latife olsun diye, “Sen deryalar serdarısın. Sana karadan bir karış toprak veremem. Var git câmini deryaya kur!” dedi. Kılıç Ali Paşa “Baş üstüne!” deyip izin istedi. Mimar Sinan ile görüşüp binanın deniz üzerine yapılacağını söyledi. Padişah sonradan “Maksadım lâtifeydi, dilediği yere câmisini yapsın, bunca külfete girmesin!” diye haber gönderdiyse de, hünkârın ilk emrini yerine getirmekten vazgeçmedi. “Padişah ağzından söz bir kere çıkar. Onu tutmamak olmaz! İnne’l-mülûke mülhemûn (Hükümdarları Allah söyletir!)” diye düşündü. Bunun üzerine Koca Sinan, Tophane sahilinde denizi doldurdu. Üzerine bugün bile bütün haşmet ve zarafetiyle ayakta duran Kılıç Ali Paşa Câmii ile medrese, hamam ve sebilden müteşekkil külliyesinin inşası 1580 yılında bitti (2).
Mimar Sinan, inşasına 1578’de başladığı Kılıç Ali Paşa Camii’ni 2 yıl gibi kısa bir süre sonra 1580 yılında tamamladığında 90 yaşına gelmişti. Büyük mimarın ilerlemiş yaşına rağmen Kılıç Ali Paşa Camii, Ayasofya’nın yeni bir yorumu olarak mimari buluşlarla bezelidir. Ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi bu caminin “İstanbul’da eşi benzeri olmadığını” zikreder. Camiyi de içine alan külliyede Kılıç Ali Paşa’nın türbesinden başka hamam, sıbyan mektebi ve sebil yer alır.

Hızır’ı Görmeye Gelenler
Caminin inşa edildiği yer hakkında olduğu gibi açılışına dair de ilginç bir söylenti vardır. Halk arasında anlatılan bir hikâyeye göre üstü başı toz içinde bir ihtiyar, Kılıç Ali Paşa’nın yanına gelerek, ‘Caminin açılışını ben yapacağım’ der. Orada bulunan padişah ve diğer devlet erkânı bunu tuhaf karşılasalar da Kılıç Ali Paşa bir şartla bunu kabul edeceğini belirtir. “Bundan böyle bu camide tüm namazları sen kıldıracaksın.” İhtiyar da cevaben; “Her vakit değil ama her gün bir vakit mutlaka burada olacağım” der. Bu cevapla, ihtiyarın Hz. Hızır olduğu ortaya çıkar. Bu söylenti halk arasında o kadar kabul görür ki günümüze kadar ulaşan bir gelenek oluşur. Hz. Hızır ile namaz kılmak isteyenler, bir tam gün boyunca bu camide namaz kılarlar (11).
Halk arasında, kim kırk gün sabah namazını fasılasız Kılıç Ali Paşa Câmiinde kılarsa muhakkak Hızır Aleyhisselam’ı göreceğine inanılır ve dört bir taraftan bu niyetle gelen insanlar câmiyi doldururdu. Kılıç Ali Paşa yedi sene daha yaşadı. Vefatına kadar vakit namazlarını hep burada kılar; medresedeki talebelerle alâkadar olurdu. Rahatsızlığı devam ederken de namazlarını camisinde kılardı. Bir sabah yine namazını câmide kıldı. Fakirlere sadaka dağıtıp dualarını alarak evine döndü ve vefat etti (1587). Türbesi câminin yanındadır. Ertesi sene de Mimar Sinan ahirete göçtü. Kılıç Ali Paşa’nın Beşiktaş ve Fındıklı’da da yaptırdığı mescitler vardır. Hanımı Selime Hâtun da Fındıklı’da bir mescit yaptırdı. Her ikisi de muhtaçların ihtiyaçlarını giderir, binlerce kimseye muntazam bir şekilde aylık verirlerdi (2).
Don Kişot Yazarı Cervantes Câmi İnşaatında İşçi

Garip ama Don Kişot yazarı olarak meşhur olan İspanyol romancısı Cervantes de Kılıç Ali Paşa Camiinin inşaatında amele olarak çalışmıştı.


Mimar Sinan’ın emrinde cami inşaatında çalışanların isimlerinin yazılı olduğu defterler vakıflar arşivinde bulundu ve içinde Cervantes’in de ismine rastlandı. Bu da câmi ile alakalı başka bir enteresan husustur.
7 Ekim 1571 tarihinde Korint Körfezi’nde yapılan İnebahtı Deniz Muharebesi’nde Osmanlıya karşı savaşan haçlılar arasında meşhur bir de romancı vardı: İspanyol yazar Miguel De Cervantes. Şu “Don Kişot” isimli hikâyesiyle tanıdığımız Cervantes. “Yüzyılların gördüğü en büyük savaş” olarak nitelendirdiği İnebahtı deniz muharebesinde sol kolu da sakat kalmıştı ünlü yazarın. Ama hikâyenin daha öncesi var. 1569’da Madrid’de bir asilzâdeyi yaralayan Cervantes hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Sağ eli kesilecek ve 10 yıl sürgünde kalacaktı. Cervantes, elini kurtarmak için İtalya’ya kaçtı. Beş parasız olduğu için de orduya katılmaktan başka çâre bulamadı. 1571’de Osmanlı donanmasıyla yapılan İnebahtı Deniz Savaşı’na katılan Marquesa adlı kadırgada bulunan Cervantes, iki defa göğsünden yaralandı.

Bir top güllesiyle de sol elini kaybetti. Madrid’den kaçan ünlü yazar, sol elini kaptırmıştı İnebahtı’da Osmanlı toplarına.
İnebahtı Çolağı
Hani sadrazamımız Sokullu Mehmet Paşa, Venedik elçisi Barbaro’ya: “Biz sizden Kıbrıs’ı alarak kolunuzu kestik. Siz ise donanmamızı yenmekle bizim sakalımızı tıraş ettiniz. Kesilen kol yerine gelmez ama tıraş edilen sakal daha gür biter” demişti ya; işte o mağlûbiyet İnebahtı savaşında vaki olmuştu. Sadrazamın yaptığı teşbihi ise Cervantes bizzat yaşamıştı sol kolunu kaybederek. Beş yıla yakın Akdeniz’de dolanan, daima Osmanlı leventleriyle savaşan Cervantes, “El Manço Lepanto” (İnebahtı Çolağı) lâkabıyla ün yaptı. Nitekim 1575 yılında, İspanya’ya dönerken bindiği İspanyol gemisi, Marsilya açıklarında Cezayirli Türkler tarafından kuşatıldı. Ve Arnavut asıllı Türk denizcisi Deli Memi tarafından esir alındı. Cezayir’de 5 yıl esaret hayatı yaşayan Cervantes, kaçmaya kalkınca prangaya vuruldu, tek kollu kürek mahkûmu bir forsa oldu. Nihâyet İstanbul’a yollandı. İşte tam bu sıralarda Kaptanıderya Kılıç Ali Paşa, Sultan 3. Murat’tan destur almış, Tophane’deki câmiini yaptırıyordu.
Duvar İşçisi Cervantes
Tek kollu yazarımız Cervantes de Tophâne’deki Kılıç Ali Paşa Câmi inşâatında duvar işçisi olarak çalıştırıldı. Câmi 1580’de tamamlandı ve Cervantes, beş senelik esâret hayâtından sonra nihâyet memleketine dönebildi. İhtimâl, iyi çalışması karşılığında hürriyeti vaad edilmiş olacak ki, câmi tamamlanınca Cervantes de hürriyetine kavuştu. Hayâtının kalan 36 yılını özgürce yaşadığını sanmayın. Ömrünün sonlarına doğru yazdığı ve kendi hayâtıyla alay ettiği meşhur eseri Don Kişot’u yine hapishânede yazmıştı. Âhir ömrünü asâletmeaplara methiye yazmakla geçiren Cervantes, 1616 da Madrid’de öldü. Geride 2 önemli eser bıraktı: Don Kişot ve Kılıç Ali Paşa Câmiinin duvarları. 23 Nisan, Shakespeare ile aynı gün ölen Cervantes’in öldüğü gündür. Akdeniz’de 5 yıl boyunca Osmanlı leventleriyle savaşan Cervantes, Türklerden o kadar korkmuş ki, Don kişot gibi bir hikâyeyi yazmış. Hikâyedeki yel değirmenlerinin Türkleri temsîl ettiği söylenir. Don Kişot da aptal bir savaşçıyı, yani Avrupalıları temsîl ediyor. (11,12,13).
Kaynaklar:
1. Http://Emlakansiklopedisi.Com/Wiki/Tophane-Beyoglu-İstanbul. (13.10.2108. 09.39)
2. Ekrem Buğra Ekinci, Türkiye Gazetesi, Deryanın Üzerine Kurulan Câmi 10 Eylül 2008 Çarşamba)
3. Http://Www.Yuzyillikhikayeler.Com/Deneyimle/Kilic-Ali-Pasa-Camii (12.10.2018, 21.15)
4. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 4
5. İstanbul’un 100 Mimar Sinan Eseri,
6. İstanbul’un 100 Hamamı,
7. İstanbul’un 100 Mektebi Ve Medresesi,
8. İstanbul’un 100 Kubbesi,
9. Kayı – V, Osmanlı Tarihi, Kudret Ve Azamet Yılları, Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
10. Https://Www.Mimarsinan.Gen.Tr/Kilic-Ali-Pasa-Camii/ (12.10.2018, 23.54)
11.Https://Www.Haberler.Com/Kilic-Ali-Pasa-Camisi-Nin-Belgeseli-Yayinlandi-7737150-Haberi/, (1 Ekim 2015 Perşembe 17:14)
12. T.C. İstanbul Valiliği, 2015. Http://Www.İstanbul.Gov.Tr/Files/Ebulten/2017-21/İcerikkılıc.Html) (12.10.2018, 18.23)
13.https://www.facebook.com/notes/ben-osmanl%C4%B1-torunuyum/d%C3%BCnyaca-%C3%BCnl%C3%BC-ispanyol-yazar-cervantes-mimar-sinan%C4%B1n-emrinde-camii-yap%C4%B1m%C4%B1nda-%C3%A7al%C4%B1/167965629896467/(09.11.2018. 21.37)

Leave a Comment